Atığın Tapusu Kimde?

Atığın Tapusu Kimde?

Bugüne kadar sistem hep "Sen satın al, keyfini çıkar; sonrası senin vicdanınla çöp kutun arasında." dedi. Peki, o kutunun, o plastiğin faturası neden sadece size ve vergilerinizle o çöpü toplayan belediyeye kesiliyor? İşte burada devreye, adı biraz havalı ama mantığı çok basit bir kavram giriyor: Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (EPR). Bu haftaki blogumuzda, çöpün tapusunu asıl sahibine iade etme vaktinin neden geldiğini biraz detaylandıracağız.

Görünmez Bir Devir Teslim Töreni

Yıllardır süregelen sessiz bir devir teslim töreninin içindeyiz. Bir marka, bir ürünü tasarlayıp size sattığında sadece bir nesne satmıyor; o nesnenin ömrü bittiğinde neye dönüşeceği problemini de sizin kucağınıza bırakıyor. Üretici ürününü satar, kârını kasasına koyar ve ürün kasadan geçtiği andan itibaren sorumluluğu biter. Ancak o ürün yüzyıllarca doğada kalacaksa, bu sattım bitti mantığı ne kadar adil?

EPR dediğimiz sistem, bu haksız sorumluluk transferine dur diyor ve ürünü piyasaya sürenin, onun gelecekteki çöpünden de sorumlu olması gerektiğini savunuyor. Yani ürünün hikayesi kasada bitmiyor, aksine yeni bir döngüde devam etmesi için üreticinin sorumluluğu altına giriyor.

Vicdan Azabı Bir Pazarlama Stratejisi mi?

Sürdürülebilirlik iletişiminde hepimizin üzerine yıkılan o meşhur vicdan azabına bir bakalım. Plastiklerin üzerindeki numaraları ezberleyip, yoğurt kaplarını yıkayıp, yedi farklı çöp kutusuna ayırmaya çalışırken aslında üreticinin en baştan çözmediği bir lojistik ve tasarım problemini biz çözmeye çalışıyoruz. Ama bizler tüketiciyiz, profesyonel atık yönetimi uzmanları değiliz ki.

EPR diyor ki; "Çöpün sahibi, o çöpü tasarlayandır." Eğer bir üretici, sattığı ambalajı geri toplamak veya dönüştürmek zorunda kalacağını bilirse, en baştan o kadar karmaşık ve ayrıştırılması zor ambalajlar tasarlamaz. Sorumluluk üreticiye geçtiğinde, bizler de evlerimizde tüm üretimin sorumluluğunu yüklenmekten kurtulur, gerçekten bilinçli tüketiciler olma özgürlüğüne kavuşuruz.

Cüzdanımızdaki Gizli Delik: Belediye Vergileri

Çöp dediğimiz şey sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda devasa bir ekonomik yük. Bugüne kadar markaların yarattığı ambalaj atıklarını toplamak, nakletmek ve bertaraf etmek için harcanan milyarlarca lira, bizim ödediğimiz vergilerle belediyelerin bütçesinden çıkıyor.

EPR sistemi devreye girdiğinde, bu maliyet markanın üzerine biniyor. Bu kulağa fiyatlar artacak gibi gelse de aslında bir adalet terazisi işlevi görüyor. Doğayı çok kirleten, geri dönüşümü zor ambalaj kullanan marka bu maliyeti ürün fiyatına yansıtmak zorunda kalacak, çevreci marka ise bu yükten kurtulacak ve rekabette öne geçecek. Kısacası, temiz olanın hakkı korunurken, kirletenin temizlik faturasını bizzat kendisinin ödemesi sağlanacak bu sistemde. 

Tasarımda Başlayan Gerçek Sorumluluk

Bir ürünün sürdürülebilir olup olmayacağına, o ürün henüz fabrikada bile değilken, bir tasarımcının masasında karar verilir. EPR, üreticileri tasarımda radikal değişikliklere zorluyor:

Tamir Edilebilirlik: Eğer bir teknoloji markası, sattığı cihaz bozulduğunda onu geri almak zorunda kalırsa, o cihazı içi açılmaz değil, kolayca tamir edilebilir şekilde tasarlar.

Malzeme Seçimi: Geri dönüşümü imkansız olan karışık plastikler yerine, doğada hızla çözünen veya kolayca sisteme geri dönen malzemeler tercih edilir.

Ambalajsızlık: En iyi ambalaj, hiç olmayan ambalajdır felsefesiyle, yeniden dolum (refill) istasyonları gibi modeller hayatımıza daha çok girer.

Yarının Dünyasında Tapu Kimin?

Sürdürülebilirliğin sadece bizim plastik poşet kullanmamamızla çözülecek kadar küçük bir bireysel eylem olmadığını biliyoruz. Bu bir sistem değişikliği. Atığın tapusu asıl sahibine, yani üreticiye iade edildiğinde; sürdürülebilirlik bir sosyal sorumluluk projesi olmaktan çıkıp işin doğası haline gelecek.

Gelecek, sattım bitti diyenlerin değil, her aşamasında yanındayım diyenlerin olacak.

visamaestromastercardtroy