Sosyal medyada paylaştığımız içerikler farklı kitlelerin önüne düştüğünde birbirinden ilginç yorumlarla karşılaşabiliyoruz. Hatta bazen konu öyle derinleşiyor ki kendimizi bir anda 1950 yapımı bir bilim kurgu filminin içinde buluyoruz!. "İklim değişikliği diye bir şey yok, bulutları lazerle patlatıyorlar," diyen mi istersiniz, "İneklere çip takıp metan gazını uzaktan kumanda ediyorlar," diyen mi... İnsan zihni, açıklamakta zorlandığı devasa bir sorunla karşılaştığında, bazen gerçeğin soğuk ve karmaşık yüzü yerine, komplonun gizemli ama yönetilebilir dünyasına sığınmayı tercih ediyor.
Aslında şüphe duymak kötü bir şey değil, hatta bilimsel düşüncenin temelinde var. Ama bazen şüphe treni raydan çıkıp "Dünya düzdür ve güneş aslında bir ampuldür" istasyonuna kadar gidebiliyor. Gelin, şu meşhur komplo teorilerine bir göz atalım; hem çok duyduklarımıza hem de duyduğunuzda "Yuh artık!" diyeceğiniz o tuhaf iddialara.
En sık duyduğumuz teoriyle başlayalım: "Dünya ısınıyor ama bunun bizimle bir ilgisi yok, güneş patlamaları yapıyor, döngü böyle." Kulağa gerçekten çok konforlu, güvenli geliyor. Suçlu biz değiliz, bu doğal bir döngü! Ama bilimsel veriler bize pek de öyle demiyor. Son 50 yılda güneşin dünyaya gönderdiği enerji miktarı aslında ya sabit kaldı ya da hafifçe azaldı. Yani güneş biraz vites küçültürken bizim dünyamızın ateşi yükselmeye devam etti (NASA, 2023). Eğer suçlu güneş olsaydı, atmosferin tüm katmanlarının ısınmasını beklerdik. Oysa sadece alt katmanlar ısınıyor, üst katmanlar soğuyor. Yani battaniye (sera gazları) içerideki ısıyı tutuyor, güneşten gelen ekstra bir ısı yok.
Uçakların arkasında bıraktığı o beyaz izleri görmüşsünüzdür. Komplo teorisyenlerine göre bunlar sadece su buharı değil; bizi zehirlemek, zihinlerimizi kontrol etmek ya da iklimi gizlice değiştirmek için havaya püskürtülen kimyasallar! Hatta buna "Chemtrails" diyorlar. Gerçek ise çok daha sıkıcı: O izler, yüksek irtifadaki soğuk hava ile uçağın sıcak egzozunun karşılaşmasıyla oluşan bildiğimiz buz kristallerinden başka bir şey değil. Eğer o çizgilerle dünyayı yönetiyor olsalardı, sanıyoruz ki önce pilotları ikna etmeleri gerekirdi.
Daha da ileri gidelim. Bazı çevrelerde iklim krizinin, “insanların et yemesini engellemek için uydurulmuş bir yalan" olduğu konuşuluyor. Hatta geçtiğimiz yıllarda yağan karın plastik olduğu ve çakmakla yakıldığında kararmasının bunun kanıtı olduğu videoları viral olmuştu. Oysa karın yanınca kararması, plastikten değil; çakmak gazındaki bütanın tam yanmamasından kaynaklanan bir durumdur. Yani bilim bazen bir çakmak alevi kadar basit olsa da biz onu bir Hollywood senaryosu gibi okumayı seviyoruz.
Bir de şu var: "Büyük elitler bizi kontrol etmek için karbon vergisi uyduruyor." Evet, sistemin adaletsizliği ve vergilerin nereye gittiği her zaman tartışılması gereken bir konu, bu sağlıklı bir tartışmadır. Ama kutuplardaki buzların erimesi ya da mercan resiflerinin beyazlaması bir vergi politikası için fazla gerçek ve fazla pahalı bir prodüksiyon olurdu.
İnsanoğlu olarak kontrolü elimizde tutmayı sevdiğimiz bir gerçek. Dev bir sistem hatası var ve hepimiz bunun bir parçasıyız diye düşünmek, "Gizli bir örgüt bizi kandırıyor" diye düşünmekten çok daha ağır bir yük. Çünkü birincisi bireysel sorumluluk ve sistem değişimi gerektiriyor; ikincisi ise sadece uyanık olmayı ve birilerini suçlamayı.
Psikolojik olarak, iklim krizi gibi belirsiz ve devasa tehditler bizde anlam arayışı doğuruyor. Karmaşık bir sorunu, kötü niyetli ama somut bir düşmana bağlamak, beynimizin korkuyla baş etme yöntemi (Douglas et al., 2017). Ancak bu durum, asıl çözmemiz gereken meseleyi, yani doğayla olan ilişkimizi onarma çabamızı gölgeliyor.
Aslında gerçek büyük resim, birilerinin gizli odalarda plan yapmasından çok daha dramatik: Bizler, son 150 yıldır fosil yakıtları o kadar hızlı tükettik ki, doğanın milyonlarca yılda kurduğu dengeyi birkaç nesilde sarstık. Yani bu insanoğlunun yarattığı bir sonuç. İyi haber şu ki; eğer bu sonucu biz yarattıysak, değiştirecek olan da biziz.
Her şeyi bir anda değiştiremeyebiliriz ama bilgi kirliliğine karşı şüpheci olup bilimsel veriye sarılmak bile çok büyük bir adım. Dünyayı kurtarmak için önce gerçekleri kurtarmamız gerekiyor. Belki de bu gece gökyüzüne baktığımızda uçak izlerine değil, o izlerin ötesindeki gerçek yıldızlara, karanlıkta saklanan bir düşmana değil, aydınlıkta yapabileceğimiz küçük değişimlere bakmalıyız.
Kaynakça