Lazım oldu diye aldığın, o an kullanıp evin bir köşesine kaldırdığın tüm eşyaları bir düşün. Bu eşya muhtemelen kız kardeşinin düğününde giydiğin abiye bir elbise, denemeyi çok istediğin o elektronik alet ya da oğlunun oynaması için aldığın şişme oyun parkurudur ya da bunlara çok benziyordur.
Modern tüketim kültürü bizi ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz ürünü satın almaya yöneltti her zaman. Oysa bazen ihtiyacımızı karşılayacak şey o ürüne sahip olmak değil, onu kısa bir süreliğine kullanmak. İşte kiralama ekonomisinin devreye girdiği yer tam da burası.
Bir ürün satın aldığımızda, sadece onu kullanmış olmuyoruz; o ürünün tüm üretim sürecini de onaylamış oluyoruz. Yani bir ürünün döngüdeki yeri çoğu zaman bir kere satın alındıktan sonra tamamlanıyor; ürün son kullanıcıya ulaşmış, nihai hedefine varmış oluyor. Ancak bir ürünün yaşam yolculuğunda hammaddenin çıkarılmasından üretimine, paketlemeden taşınmasına kadar ciddi bir doğal kaynak kullanımı söz konusu. Elektronik eşyalarda nadir metaller, tekstilde kullanılan su ve kimyasallar, plastik bazlı ürünlerde fosil yakıtlar… Ve çoğu zaman bu ürünler potansiyelinin çok küçük bir kısmı kullanıldıktan sonra bir köşede beklemeye başlıyor.
Kiralama ise bu döngüyü tersine çeviriyor. Bir ürün bir kez üretiliyor ama onlarca, hatta yüzlerce kişi tarafından tekrar tekrar kullanılabiliyor. Böylece aynı kaynakla daha fazla ihtiyacın karşılanması mümkün hâle geliyor.
Bunu en net gördüğümüz alanlardan biri elektronik eşyalar. Sanal gerçeklik, halı yıkama makinesi, projeksiyon cihazı, oyun konsolu, matkap… Kaçımız matkabı ayda birden fazla kullanıyoruz? Çoğu evde matkap bulunur ama yılda birkaç kez kullanılır. Oysa kiralama modelinde aynı matkap, farklı evlerde defalarca iş görür. Daha az üretim, daha az atık, sonuç olarak daha az elektronik çöp çıkar.
Benzer bir durum abiye ve gelinliklerde de geçerli. Saatlerce seçilen, yüksek bedeller ödenen kıyafetler bazen sadece bir akşam giyiliyor. Sonra ya dolapta saklanıyor ya da “belki yine giyerim” düşüncesiyle yıllarca yer kaplıyor. Oysa kiralama, hem bütçeyi rahatlatıyor hem de tekstil sektörünün en büyük sorunlarından biri olan aşırı üretimi bir nebze olsun yavaşlatıyor. Bir elbisenin hikâyesi tek bir gecede bitmek zorunda kalmıyor.
Dönemsel eşyalar da kiralama ekonomisinin en mantıklı alanlarından biri. Çocuk oyuncakları, kamp ekipmanları, kayak takımları, hobi ve eğlence eşyaları… Çocuklar çok hızlı büyüyor; oyuncaklar çok kısa sürede sıkıcı hâle geliyor. Bir dönem hevesle alınan ürünler, çok geçmeden işlevini yitiriyor. Kiralama burada hem ebeveynler için pratik bir çözüm hem de kaynak kullanımını azaltan bir alternatif sunuyor. Aslında kiralama, sahip olmaktan vazgeçmek anlamına gelmiyor. Sahiplik fikrini yeniden düşünerek farklı bir şekilde tanımlamak anlamına geliyor.
Modern tüketim kültürü bir ürüne sahip olmanın bir statü göstergesi ya da dopamin kaynağı olduğuna bizi ikna etti. Ürün, ihtiyacımızı giderecek bir araç olmaktan çıkıp amaç haline geldi, böylece ihtiyaç tanımlarımız da değişti. Ama bir durup düşünelim; bize yarar sağlayacak şey gerçekten o ürüne sahip olmak mı, yoksa o ürünü işimizi görecek kadar kullanmak mı?
Elbette her şey kiralanmaz. Günlük kullanılan temel ürünler, kişisel bakım eşyaları, sürekli ihtiyaç duyulan şeyler için satın almak hâlâ mantıklı. Ama hayatımızdaki birçok eşya için “Satın almak tek seçenek mi?” sorusunu sormak bile önemli bir fark yaratıyor.
Kiralama ekonomisi aynı zamanda tüketimle kurduğumuz ilişkiyi de yumuşatıyor. Daha az sahip olup daha bilinçli kullanmayı, ihtiyaca göre hareket etmeyi öğretiyor. Bu da bizi alışkanlıklarımızı sorgulamaya itiyor, ki bu sürdürülebilirliğin belki de en zor ama en etkili tarafı.
Aklımızın bir kenarında kalsın: Her şeye sahip olmak zorunda değiliz, bazı şeyleri sadece kullanmak yeterli. 😌