Mavi Çöl: Okyanusların Sessizce Boğulan Ölü Bölgeleri

Mavi Çöl: Okyanusların Sessizce Boğulan Ölü Bölgeleri

Su yüzeyinde yüzen plastik poşetler, pet şişeler veya petrole bulanmış deniz kuşları. Evet, plastik kirliliği devasa bir sorun ama okyanusların derinliklerinde, kıyılarımızda, gözle görülmeyen ve plastiklerden çok daha hızlı yayılan ölümcül bir kriz daha var: Ölü Bölgeler (Dead Zones). Şu an dünya genelinde denizlerin altında, yüzölçümü neredeyse bir ülkeye eşit olan yüzlerce bölgede yaşam tamamen durmuş durumda. Peki, suyun altında nehirler gibi akıp giden bu devasa ölüm tarlaları nasıl oluşuyor ve en önemlisi; bizim kahvaltıda yediğimiz bir şeyle okyanusun dibindeki bir balığın boğulması arasında nasıl bir alaka var? Gelin, bu mavi çöllere birlikte ayna tutalım.

Okyanusun Altında Nefessiz Kalmak

Lafı hiç dolandırmadan bilimsel adını koyalım. Bu olaya "Hipoksi" yani oksijensiz kalma deniyor. Ölü bölgeler, suyun içindeki çözünmüş oksijen miktarının deniz canlılarının yaşayamayacağı kadar düşük seviyelere gerilediği yerler.

Burada ironik ve çok acı bir döngü var. Bir insan suda boğulduğunda akciğerlerine su kaçtığı için nefessiz kalır; okyanusun altındaki bir balık ise suyun içinde nefes alamadığı için boğulur. Ölü bölgeler oluştukça, yüzebilen balıklar ve balinalar o bölgeden kaçıp canını kurtarabiliyor ancak midyeler, mercanlar ve deniz tabanına tutunarak yaşayan binlerce canlı türü, o görünmez nefessiz duvarın içinde kalarak topluca can veriyor. 

Okyanusları Nefessiz Bırakan Ne?

Peki okyanusları bu kadar büyük ölçekte nefessiz bırakan şey ne? Fabrika atıkları mı, yoksa nükleer sızıntılar mı? Hayır, asıl suçlu çok daha tanıdık bir yerde saklı: Endüstriyel tarım ve şehirsel atıklarımız.

Hikaye aslında tarlada başlıyor. Modern dünyada daha çok sebze, daha çok meyve ve hayvanlarımıza daha çok yem üretebilmek için toprağa bodoslama kimyasal gübreler (özellikle azot ve fosfor) döküyoruz. Yağan her yağmurla birlikte bu yapay gübreler topraktan süzülüyor, nehirlere karışıyor ve nehirlerin denizle buluştuğu kıyılara ulaşıyor.

Denize dökülen bu tonlarca azot ve fosfor, denizdeki algler (su yosunları) için adeta birer ziyafete dönüşüyor. Besini gören algler çılgın gibi çoğalmaya başlıyor (buna alg patlaması deniyor) ve denizin üstünü yeşil, yoğun bir tabaka kaplıyor. Ancak bu yapay ziyafetin sonu çok karanlık. Ömürleri biten bu milyarlarca alg dibe çöküp ölüyor. Deniz tabanındaki bakteriler ise bu devasa alg leşlerini çürütmek için işe koyuluyor. Bakteriler o kadar çok çalışıyor ve o kadar çok çoğalıyor ki, bunu yaparken suyun içindeki tüm oksijeni sünger gibi emip bitiriyorlar. İşte o an, o bölgenin ışıkları sönüveriyor ve bir Ölü Bölge doğuyor.

Dünyanın En Büyük Mezarlıkları

Bugün dünyada haritalandırılmış 500’den fazla büyük ölü bölge var. Bunların en meşhurlarından biri, Amerika’daki Mississippi Nehri’nin döküldüğü Meksika Körfezi. Her yıl tarım sezonunun ardından burada neredeyse bir Akdeniz ülkesi büyüklüğünde bir alan tamamen ölüyor. Benzer şekilde Kuzey Denizi, Baltık Denizi ve ne yazık ki bizim kıyılarımız da (Marmara’daki müsilaj felaketini hatırlayın, aslında tam olarak buydu) bu nefessiz kalma tehlikesiyle her gün burun buruna.

Gezegenin akciğerleri sadece Amazon ormanları değil; dünyadaki oksijenin yarısından fazlasını aslında okyanuslardaki mikroskobik canlılar üretir. Biz denizleri ölü bölgelere çevirdikçe sadece balıkları öldürmüyoruz; kendi soluduğumuz havayı da zehirliyoruz.

Çözüm Toprakta

Ölü bölgeleri temizlemek için okyanusun dibine devasa vantilatörler kurup oksijen basamayız elbette; bu operasyonel olarak imkansız. Çözüm karada, yani musluğu kaynağında kısmakta saklı:

Hassas Tarım: Çiftçilerin toprağa rastgele kimyasal gübre dökmesini engelleyip sadece bitkinin ihtiyacı kadar organik veya kontrollü besin verilmesini sağlamak.

Kıyı Koruma Setleri: Nehir kenarlarına ve deniz kıyılarına dikilecek doğal bitki örtüleri (sulak alanlar), tarlalardan sızan gübreli suyu denize ulaşmadan önce bir filtre gibi emebilir.

Atık Su Arıtma: Şehirlerin kanalizasyon ve sanayi atık sularını denizlere bodoslama dökmek  yerine, içindeki azot ve fosforu tamamen ayrıştıran ileri biyolojik arıtma tesislerini zorunlu kılmak.

Doğaya verdiğimiz her aşırı ve yapay fazlalık, başka bir yerde ölümcül bir eksikliğe neden oluyor. Geleceği kurtarmak istiyorsak, sadece karayı yeşillendirmek yetmez; deniz ve okyanuslarımızdaki görünmez nefesi de korumak zorundayız. 

Kaynakça

NOAA (Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi): What is a dead zone?. 

Science Dergisi Araştırmaları: Declining oxygen in the global ocean and coastal waters. 

UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı): Global Environment Outlook / Eutrophication reports. 

visamaestromastercardtroy