Buzdolabını açıyorsunuz, eliniz bir paket yoğurda, çekmecenin arkasında kalmış makarnaya veya dolaptaki salça kavanozuna gidiyor. Gözünüz hemen ambalajın üzerindeki basılı tarihe çarpıyor ve o tarihin dün ya da birkaç gün önce geçtiğini fark ediyorsunuz. O an içimizi hemen bir ikilem kaplıyor: Çöpe mi gitmeli, yoksa bir şans verilmeli mi? Modern tüketim dünyasında çoğumuz, arkasındaki mantığı tam bilmediğimiz için o ürünü doğrudan çöpe atmayı seçiyoruz. Ancak “attım,bitti” dediğimiz o an aslında hem cüzdanımızı yakıyor, hem de küresel gıda krizini büyüten devasa bir israf zincirinin parçası oluyor.
Dünyada her yıl milyonlarca ton gıda, aslında mikrobiyolojik olarak hiçbir bozulma emaresi göstermediği ve besin değerini kaybetmediği halde, sadece üzerindeki o sihirli tarih geçtiği için çöpe gönderiliyor. Bu büyük israfın ve bütçemizdeki gereksiz kayıpların en temel sebebi, ambalajların üzerinde yasal olarak yer alan iki temel kısaltmanın anlamını tam olarak ayırt edemiyor oluşumuz olabilir: STT (Son Tüketim Tarihi) ve TETT (Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi). Tarım ve Orman Bakanlığı mevzuatlarında da sınırları net bir şekilde çizilen bu iki kavramı doğru okumak, mutfaktaki sürdürülebilirlik dönüşümünün en gizli ve en güçlü şifresi.
Ambalajın üzerinde STT ibaresini görüyorsanız, bilmeniz gereken ilk şey bu konunun tamamen gıda güvenliği ve insan sağlığı ile ilgili olduğu. Mikrobiyolojik açıdan kolayca bozulabilen, bozulduğunda ise insan vücudunda ciddi patojenik etkiler (gıda zehirlenmesi, akut enfeksiyonlar vb.) yaratabilecek gıdalarda bu tarihin kullanılması yasal bir zorunluluktur.
Kırmızı et, tavuk, balık gibi taze hayvansal proteinler; taze süt, şarküteri ürünleri, pastörize kremalar ve evde tüketime hazır pişirilmiş taze yemeklerde genellikle Son Tüketim Tarihi (STT) görürüz. Bu gıdalar, bakterilerin ve mikroorganizmaların üremesi için mükemmel birer nemli ve besleyici ortam sunar. Belirtilen tarih geçtikten sonra, gıdanın içinde gözle görülmeyen ama toksin üreten bakteriler hızla çoğalmaya başlar.
STT’si geçmiş bir ürünün, görüntüsü çok normal gelse, kokusunda en ufak bir ekşime olmasa bile tüketilmesi önerilmez. Çünkü gıda zehirlenmesine yol açan tehlikeli bakteriler (Salmonella veya Listeria gibi) her zaman kendini kötü koku, küf veya renk değişimiyle belli etmez.
İşte asıl büyük kafa karışıklığının başladığı, tonlarca gıdanın günahsız yere israf edildiği yer tam olarak burası. TETT, gıda güvenliğiyle veya sağlığa zararlı olup olmamasıyla ilgili bir tarih değil; tamamen gıdanın kalitesi, dokusu, çıtırlığı, kokusu ve üretici firmanın sunduğu lezzet garantisiyle ilgili. Üretici firma bu tarihle size aslında şunu söyler: "Eğer bu ürünü bu tarihe kadar tüketirseniz, laboratuvarlarımızda test ettiğimiz en taze, en aromatik ve en ideal halini deneyimlersiniz. Bu tarihten sonra ürünün kalitesi veya rengi biraz değişebilir, ancak ürün hala güvenle yenilebilirdir."
TETT’yi makarna, pirinç, mercimek, nohut gibi kuru bakliyatlar; çikolata, bisküvi, zeytinyağı, kahve, çay, konserve gıdalar, bal ve salçalarda görürüz. Bu gıdaların nem oranı son derece düşüktür veya konserveleme, asitlik, yüksek şeker gibi doğal koruma kalkanlarına sahiptirler. Bu sayede içlerinde zararlı mikroorganizmaların üremesi neredeyse imkansızdır. Zamanla sadece bayatlayabilir veya aromalarını kaybedebilirler.
Eğer ürünün orijinal ambalajı zarar görmediyse, nemsiz, serin ve güneş görmeyen doğru saklama koşullarında muhafaza edildiyse, TETT'si geçmiş bir gıdayı hemen çöpe atmak gezegene ve emeğe haksızlıktır. Bu aşamada yapılması gereken şey kendi doğal duyularımıza güvenmektir.
İnsanoğlu binlerce yıl boyunca ambalajlar ve üzerindeki basılı tarihler olmadan, sadece kendi biyolojik dedektörlerini yani duyularını kullanarak neyin yenilebilir olduğunu çok iyi bildi. TETT'si geçmiş dayanıklı bir ürünü çöpe göndermeden önce kendinize üç saniye ayırın ve şu üç adımlı basit testi uygulayın:
Bak: Ürünün ambalajında dışarıya doğru bir şişme (özellikle konservelerde gaz sıkışması belirtisi), delik veya sızdırma var mı? Ürünün kendi yüzeyinde gözle görülür bir küflenme, renk değişimi veya böceklenme oluşmuş mu?
Kokla: Ürünün ambalajını açtığınızda burnunuza ekşi, keskin, kimyasal veya alışılagelmişin dışında, rahatsız edici tarifi zor bir koku geliyor mu? (Özellikle yağlı kuruyemişlerde veya kahvede yağın acılaşma kokusu kendini hemen belli eder).
Tat: Eğer ürün ilk iki görsel ve kokusal aşamayı başarıyla geçtiyse, küçük bir parça tadına bakın. Tadında garip bir acılık, ekşilik veya bozulma hissetmiyorsanız o gıdayı gönül rahatlığıyla tariflerinizde kullanabilir, israfın önüne geçebilirsiniz.
Sürdürülebilir bir yaşam inşa etmek, sadece plastik ambalajları azaltmaktan veya bez çanta kullanmaktan ibaret değil. Bir bütün olarak, hayatın her alanında sürdürülebilirlik bilinciyle yaşamak demek aslında.Yani evimize giren her bir hammaddeyi, harcanan emeği, ödediğimiz bütçeyi ve dünyadaki kaynakları en yüksek saygıyla, son damlasına kadar verimli yönetebilme çabası.
STT ve TETT arasındaki farkı bilip mutfağınızda uygulamaya başladığınızda, evsel gıda atıklarınızı neredeyse yarı yarıya düşürdüğünüzü fark edeceksiniz. Çöpe atmaktan kurtardığınız tek bir paket mercimek veya bir kavanoz salça, aynı zamanda o gıdanın toprağa ekilmesi, aylarca sulanması, hasat edilmesi, fabrikada işlenmesi, paketlenmesi ve lojistik ağlarla mutfağınıza kadar taşınması sürecinde harcanan devasa su kaynağının ve atmosfere salınan karbon ayak izinin boşa gitmesini engellemek anlamına geliyor.
T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı: Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği.
FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü): Global Food Losses and Food Waste Report.
Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA): Guidance on date marking and related food information.